Emekli büyükelçi Onur Öymen, Cumhuriyetin 100. yılında dış politikanın temellerini anlattı: Saygı ve dostluk temelimiz

Emekli büyükelçi Onur Öymen, Cumhuriyetin 100. yılında Türkiye’nin değişen dış politikasıyla ilgili gazetemizin sorularını yanıtladı:

* 100. yıldan geriye baktığımızda Türkiye’nin dış politikası hangi temelle oluşturulmuştur?

Cumhuriyetin dış politikada temeli barıştır. Ülkemize bir saldırı olmadıkça savaş bir cinayettir. Ancak saldırı olursa ülkemizin haklarını sonuna kadar savunuruz. Cumhuriyet tarihindeki kadar uzun bir barış dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nda hiç yaşanmamıştır. Bu bakımdan Cumhuriyetin değerini bilmek gerekir. Cumhuriyetin dış politikasının bir diğer temeli de egemenliğe, bağımsızlığa, toprak bütünlüğüne saygıdır. Bu ilkelerden uzaklaştığınızda barış ve istikrarı koruyamazsınız. Bir diğer temel de ulusal çıkarlarımızın savunulmasıdır. Türkiye çıkarlarını savunurken, başka ülkelere saygı göstermeye özen göstermiştir. Özellikle sömürge altında yaşayan halkların egemenliği savunulmuştur. Atatürk açık bir şekilde Türkiye’nin emperyalizme karşı politika izlediğini söylemiştir. Türk dış politikası komşu ülkelerle iş birliğine ve ortak çıkarlara özen gösterir. Yani genel olarak baktığımızda Türk dış politikası, Atatürk’ün önderliğinde barışçıl ve dost bir temelde oluşturulmuştur. Hatta bir Fransız gazeteci, Atatürk öldüğünde “Hiçbir düşmanı olmayan bir devlet başkanı sadece Atatürk’tü” diyor.

* Cumhuriyetin ilk yıllarını “Yurtta barış dünyada barış” sloganıyla yöneten bir Mustafa Kemal Atatürk ve sonrasında Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’ndan uzak tutmayı başaran bir İsmet İnönü’nünün dış politikaya temel katkılarından söz edebilir misiniz?

İsmet Paşa’nın izlediği politika, Atatürk’ün çizdiği politikadan sapmayan bir politikadır. İsmet Paşa, Lozan Barış Konferansı’na giderken Atatürk ona 14 maddelik bir talimat listesi vermiştir. Bu listede ilginç maddeler görebiliriz. Mesela “Kapitülasyonların sürdürülmemesine itiraz ederlerse talimat bile beklemeden toplantıyı kesip geri dönünüz” demiştir. Aynı şekilde bir Ermeni devleti kurulmasına yönelik bir taleple karşılaşılırsa, toplantının kesilip dönülmesini istemiştir. İsmet Paşa’nın Atatürk’ün de talimatlarına dayanan Lozan’da izlediği dış politika aslında Cumhuriyetin de temelini oluşturmuştur. İsmet Paşa, Atatürk’ten sonra bu çizgiyi sürdürmüştür. İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kalınması aynı politikanın sonucudur. Bütün büyük devletlerin baskılarına karşı İsmet Paşa, barış politikası izlemeyi başarmıştır.

* Atatürk ve İnönü’den sonra dış politikamızda neler değişti?

Atatürk ve İnönü zamanında dış ülkelerden borç almadan kaçınan bir tutumumuz vardı. Hatta Lozan’da Lord Curzon, İsmet Paşa’ya “Bütün tekliflerimizi reddediyorsunuz ama yarın bize borç için geldiğinizde bunları önünüze çıkaracağız” demiştir. İsmet Paşa da bu tavır karşısında dış borç almamaya özen göstermiştir. Fakat sonraki iktidarlarda farklı tutumlar izlenmiştir. Aşırı derece borçlanarak Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılaması düşünülmüştür ve bunun bedeli olmuştur. 1950’den beri iktidara gelenler maalesef ilk dönemdeki politikayı korumayı başaramamıştır. Atatürk’ün izlediği politikadan farklı olarak dış ülkelerle ilişkilerde iniş ve çıkışlar yaşanmıştır. Bazı ülkelerle ilişkilerde sıkıntılar yaşanmıştır. Örneğin Cezayir’le ilişkilerde; bağımsızlık savaşı sırasında Türkiye Birleşmiş Milletler’de yeterince destek vermemiştir. Buna karşı Cezayir elçisi de “Bizim mücahitlerimiz savaşırken ceplerinde Atatürk’ün resmini taşıyordu. Sizse en kritik oylamada tarafsız kalarak savaşın uzamasına neden oldunuz” demiştir. Bu tarihten beri de Türkiye’nin Cezayir’le ilişkileri sorunlu olmuştur. Buna benzer inişler ve çıkışlar var. Türkiye Atatürk’ün çizgisinden uzaklaşmışsa zarar görmüştür. Ne zaman izlediyse bundan kazançlı çıkmıştır.

* Laiklik açısından da dış politikayı ele alırsak Türkiye, anayasasında laik bir devlet olmasına karşın özellikle son yıllarda dış politikada da İslamcı bir dil kullanıyor. Bu dilin kullanımını siz nasıl değerlendirirsiniz?

Atatürk’ten sonraki dönemlerde de bu konuda inişler ve çıkışlar yaşanmıştır. Türkiye maalesef bazı dönemlerde din faktörünü ön plana çıkarmıştır. Aslında bütün ülkelerin dinine saygı göstermeniz gerekir. Ancak bunu laiklik ilkesinden taviz vermeden yapmanız gerekir.

* Mevcut iktidarın da benzer bir tavır izlediğini görüyoruz. Bunu siz nasıl değerlendirirsiniz?

Cumhurbaşkanı, Amerikan dışişleri bakanının İsrail ziyaretinde söylediği “Ben buraya sadece bakan olarak değil, bir Yahudi olarak geldim” sözünü eleştirmişti. Bu doğru bir eleştiriydi. Yani aslında devlet adamlarının din fakötürünü ön plana çıkarmadan dış politika yürütmeleri lazım. Ama maalesef yalnız Türkiye değil, başka ülkeler de dini dış politika malzemesi yapmıştır. Biz kendimizi eleştirirken yabancı ülkelerde de dış politikada dinin öne çıkarıldığını söyleyebiliriz.

* Bugün Suriye, Mısır, İsrail gibi pek çok ülkeyle yürüttüğümüz ilişkiler her zaman tartışma konusu olmuştur. Bu konuda genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Burada esas söylenmesi gereken toprak bütünlüğü meselesidir. Suriye’de, Irak’ta, Ukrayna’da aynı şeyleri görüyoruz. Bölgemizdeki birçok ülkede egemenlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğü ilkelerine saygı gösterilmiyor. Bunlarda da birçok büyük devletin sorumluluğu var. Türkiye’nin yapması gereken uluslararası ilişkilerde bu temel ilkeleri esas almaktır. Sadece güne göre politika izlemek bizim Cumhuriyetimizin temelinde yoktur. Güne göre iniş çıkışlarla politika izlersek bunun çoğu zaman zararını görürüz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx