Desidero: Pişman Olunmayacak Bir Hayat Yaşamakla İlgili Özkan Uğur’dan Ne Öğrenebiliriz?

90’lar. Ben çok havalıyım, arabamla tam gaz, saçlarım rüzgârda savrularak gidiyorum yollarda.

Gittiğim yollar, Kıyıkent’teki yazlığımızın bulunduğu sitenin yolları. Arabam akülü, o zaman kimselerde olmayan pembe, süslü bir araba. Yaşım beş veya altı. Havam bin beş yüz. Ama havamın asıl sebebi arabam değil.

Ezbere bildiğim ve kusursuz söyleyebildiğim bir şarkı var: Ali Desidero

Hızlı konuşmasıyla ünlü bir çocuğum, hızlı konuşabildiğim için de sözleri çok yoğun, zor bir şarkıyı ezberleyebilmek yaş grubumda öne çıkan bir sükse.

Matmazel MFÖ’yü duyar duymaz bir an kendinden geçiyor

Ha bayıldı bayılacak derken Ali kızın elinden tutuyor

Ali kıza bir klark çekiyor

Kahvedekiler ınının diyor

In ın ın ın ın ın ın ın ın… In ın ın ın ın ın ınınınııııın…

Eve gelen misafirleri şaşırtmaya bayılıyorum. Nasıl da hepsini ezbere biliyorum bu şarkının? Üstelik, neredeyse söylediği hiçbir şeyi anlamıyorum. 

Yıllar sonra Candaş Tolga Işık’ın programında Mazhar Alanson, Ali Desidero’nun hikayesi sorulduğunda, ilkokul çocuklarının bu şarkıyı ezbere bilmesi konusunun nasıl bir fenomen olduğunu anlatacak. İyi ki o zamanlar bu durumdan haberim yok, çünkü bu konuyu tamamen kendi özgün yeteneğime bağlıyorum. Kelimelerle aram çok iyi, müzikle aram çok iyi, ve işte koskoca Ali Desidero’yu baştan sona söyleyebilen bir tek ben olmalıyım!

Kız pardon diyor başım döndü

MFÖ yakar gönlümü,

Rica ederiz…

Gelebilir her genç kızın başına

Yardım edeyim size isterseniz

Evinize götüreyim icabında

Ay nasıl olur

Ben sizi hiç tanımıyorum ama

Hem konu komşu ne der sonra,

Mersi, giderim tek başıma

Desidero: İsterdim

Ali Desidero’nun hikayesini anlattığı programda Mazhar Alanson, Ali Desidero isminin nereden çıktığını da anlatıyor. 

 ‘Ali koysaydım çok havada, herkes kullanacaktı fakat orada bir dergi vardı Desidero diye, aldım onu soyadı gibi koydum o zaman marka oldu.’

Desidero’nun bir anlamı olabileceğini o zamana kadar düşünmemiştim, bu açıklamayla araştırınca, İtalyanca bir kelime olduğunu fark ettim.

İtalyanca’da ‘Dilerdim, isterdim…’ anlamına geliyor desidero. Yıllarca şarkının anlamını bilmediğim kısımları bir bir büyüdükçe anlamlanırken, Desidero’nun anlamını öğrenmek anlamlı bir şekilde bugüne kısmet oldu. Çünkü bana pişmanlığı, yaşanmamış hayatları çağrıştırdı ve sonra da Özkan Uğur’un dolu dolu yaşanmış hayatını düşündürdü. Ne çok ders vardı alabileceğimiz.

 

Olur mu ne önemi var diyor oğlan

Yürüyelim işte ne çıkar bundan

Hem sizinle de tanışmış oluruz

Hem konuşuruz şurdan burdan

Pişman olunmayacak bir yaşam için Özkan Uğur’dan ne öğrenebiliriz?

Enerji ve özgünlük

Dün Özkan Uğur’un vefatıyla ilgili paylaşılan mesajları okurken iki kelimenin hep tekrar ettiğini gördüm: ‘Enerjisi’ ve ‘özgünlüğü’.

Düşündüm, bir insan, bir sanatçı öldükten sonra daha iyi hangi iki kelimeyle anılabilir? Neden biliyor musunuz, çünkü bu ikisi, hepimizin olmak istediği şeyler, hepimizin hayalindeki en üst mevkiler. 

Ne yapmaya çalışıyoruz sonuçta elimizdeki bin bir hayalle, hedefle? Daha çok kendimiz olmaya, daha canlı ve enerjik hissetmeye çalışıyoruz. Hepsi bu değil mi?

Tony Robbins, Netflix’teki “Ben Sizin Yol Göstericiniz Değilim” belgeselinde basit bir soruya, asla unutamadığım bir cevap verir:

Konsere neden gideriz?

Hadi cevabı bilmiyorsanız, okumadan önce bir düşünsenize. Ben bayılırım mesela konsere gitmeye. Neden bu kadar çok sevdiğimi hep müzik sevgime bağlamıştım ama Robbins’in cevabı vurucu:

Canlı hissetmek için.

Hayat bizi birçok yönüyle otopilotta olmamız, sürüye uymamız, günü kurtarmak için özensiz bir telaşe içinde yaşamamız için zorlarken, canlı hissetmek ne kadar sıradan gözüken ama ne kadar sıra dışı bir lüks değil mi? 

Birinin vefatının ardından bangır bangır ‘özgün’ ve ‘enerjik’ diye anılması işte bu yüzden çok kıymetli. Kendini gerçekleştirmiş, hep canlı hissetmeye hissettirmeye odaklanmış. Anı yaşamış, hayatı yaşamış, içindeki hediyeleri kendine saklamayıp sonuna kadar kullanmış.

Daniel Pink, Pişmanlığın Gücü kitabında bir bölümü ‘Cesaret Pişmanlıkları’na ayırır ve bu bölümde, içindeki özgün ruhu ortaya koymak konusunda çekingen davranan insanların pişmanlıklarını işler.

‘Diğerlerinin ne diyeceği korkusunun lisede daha dışa dönük olmamı engellemesine izin verdim. Daha çok risk almadığım ve o kadar çekingen olduğum için pişmanım.’ der biri.

Eylemsizlik ve içindeki özgün hediyeleri kendine saklamakla ilgili birçok pişmanlık hikâyesi içerir kitap. Özkan Uğur işte bunun tersinin canlı kanıtıdır bize, bir insan nasıl coşkuyla kendi olabilir’i öğretmiştir. Müzik yapmış, oyunculuk yapmış, reklamlar seslendirmiş; kısaca onun enerjisine, sanatına, yaratıcılığına ihtiyaç duyulan her yerde çiçek açmış, yeteneğini konuşturmuş, cana can katmıştır. 

Fakat bir dakika, dahası var. Özkan Uğur’un çok yönlü sanatçılığı kadar övülen bir yönü daha var:

Dostluk ve samimiyet

Taziye mesajlarında, Özkan Uğur’un dostluğuyla ilgili birbirinden değerli tanımlar var: Çocuk ruhlu, naif ruhlu, müthiş bir dost…

Demir Demirkan’ın taziye mesajında ise çok değerli bir detay var:

‘Elini sıktığın, sohbet ettiğin, gülümsediğin herkesi en yakın arkadaşın gibi ve özel hissettirdin.’

Şimdi, işler burada zirve yapıyor. Çünkü özgün ve enerjik olup sanatını hakkıyla yapan, ama bunu yaparken kendini göklere çıkarıp egosuna hâkim olamayan niceleri var. Hem başarılı olup, hem insanlara kendini delice sevdirip, tevazusundan insan ilişkilerine, dostluğundan samimiyetine dillere destan olmak kolay mı? Kolay değil mutlaka ama işte dünyamızdan geçmiş bir kanıtı. 

Sadece önemli olanlara, sadece iş yapılanlara değil, hayatına dokunan her insana bir ödül gibi davranabilen insan sayısı gerçekten çok az. Muhammed Ali’nin meşhur sözünü hatırlarsınız; “Bana iyi, garsona kötü davranan kimseye güvenmem.” der. Işığını sakınmadan herkese saçan, her karşılaşmayı hayatın bir hediyesi gibi görebilen biri, ibretlik bir örnektir kişisel yaşamlarımız için.

Ne kibar çocuk diyor kız içinden

Hem samimi hem vefalı yani

Bir imtihan çekeyim şuna diyor

Serseri mi yoksa bir dahi mi

Diyor felsefeyi sever misiniz

Ali diyor biz hep dönerciyiz

Luther diyor kız Machiavelli

Şampiyon biziz diyor Ali

Attığımız gollerden belli

Ekip olmakla ilgili sıra dışı bir örnek

Bence konunun az konuşlan bir kısmı, üç çok yetenekli ve başarılı erkeğin bunca yıl bir arada, bir grup olarak kalabilmesi. İş hayatında 15. yılı devirirken biliyorum ki, ufacık bir başarı yakaladığı an ‘ben’ demeye, diğerlerini arkada bırakıp kendi başına öne çıkma hırsına kapılmaya meyilli birçok insan var. Ego hep dürtüyor insanı. Kıyaslama tutkusu sürekli baki. Birlikte iyi olmak yetmiyor, herkesten iyi olmak istiyor birçoğu, kendi ekibi içinde bile.

Ama bu üç güzel adam hep birlikte var oluyorlar. Ne kıymetli. Ne kadar ders çıkarılası.

Nasıl iyi bir ekip olunur? ile ilgili tonlarca makale ortada dönedursun, onlar bunu çocukluğumuzdan itibaren gözümüzün önünde başardılar. 

Hem de hiçbiri özgünlüğünden kaybetmeden, üstelik her biri kendi olarak da bol bol çiçek açarken. Kenetlendiler ve birlikte oldukları her an, birbirilerine bakışlarında bile gördük o ekip olmanın gerçek gücünü. ‘Hızlı gitmek istiyorsan tek başına, daha uzağa gitmek istiyorsan insanlarla birlikte git’ diye öğütleyen Afrika atasözünün kanıtı gibi oldular hep. 

Teoride desen zehir gibi

Pratik dersen sallanmakta

Bazen ben hümanistim diyor

Bazen rasyonalist oluyor

Değişik bir psikoloji

Bir felsefe idiotloji

İdiot idiot idiotloji

İyimserlik

 

Özkan Uğur’un pozitifliğinden, iyimserliğinden bolca bahsediyor tanıdıkları. 8 yıl önce Samet Özçelik’e verdiği bir röportajda ‘Hep böyle iyimser misiniz?’ sorusuna cevap olarak diyor ki:

Çoğunlukla. Böyle kendimi daha rahat hissediyorum. Batsın bu dünya diyen insanlar olduğu vakit etrafında, bitti. İstemiyorum negatif insan ben etrafımda. Böyle konuşmalar olunca da hemen oradan uzuyorum.

Bu röportajı verdiğinde de hastalık döneminde olduğunu düşününce, bunun iyi günlerinin geçici bir coşkusu değil, sağlam bir hayat görüşü olduğu anlaşılıyor.

Pozitif psikolojinin kurucusu Martin Seligman’ın dediğini doğrular bir duruşu var: ‘Hayat, iyimserlere de kötümserlere de aynı aksilikleri ve trajedileri yaşatıyor, ama iyimser onları daha iyi savuşturuyor.’

Bizim Ali kahvede aynen

Kız oradan gelip geçerken

Gözüne kestirip kafasına takıyor

Bu benim diyor dokunanı yakarım

Eski sanatçılar ölünce, çocukluğumuzun bir kısmı ölür

Terapist Rachel O’Neill, “Ünlü birinin ölümüne üzülürsünüz çünkü ölüm, geçmişinizin belirli bir parçasının kaybı gibi hissedilebilir.’ diyor. Özellikle de çocukluğumuza damga vurmuş sanatçıların ölümü en çok bu yüzden yaralamıyor mu hepimizi?

Şimdi Özkan Uğur giderken yanında tüm o şahane sanatı ve bıraktığı dev etkiyle birlikte, benim hayatımdaki ilk ve tek arabam olan akülü arabamı, Kıyıkent’in yazı iple çektiren sokaklarını, tüm ailenin bir arada olduğu o toz pembe günleri de alıp gitmiyor mu? 

Çocukluğumuza mıhlanmış anıların, o anılardaki kişilerin hala canlı olması, o zamanlar kalbimize kazıdığımız toz pembe dünyanın sonsuz olmasına dair taşıdığımız en büyük umut. Ama bu bir karamsarlığa götürmemeli bizi, daha ziyade bunu bir büyüme çağrısı olarak almak gerekiyor. 

O toz pembe dünyanın pasifçe tadını çıkaran çocuk değil, onu yaratan yetişkin olma zamanımız geldiğinin çağrısı.

Biz hem kendimizin hem şimdiki çocukların o güzel dünyasının mimarı olma şansını elimizde tutuyoruz. Şimdi ortam yaratanız, enerjiyi belirleyeniz. Ne yapacağız o enerjiyle? Özgün ve enerjik mi olacağız? Pozitif olmayı, tanıştığımız herkese kendini muhteşem hissettirmeyi mi seçeceğiz? Yoksa saklanmayı, sıradana kapılmayı, hayat gailesinde hiçbir güzelliği fark etmemeyi, yaratmamayı, üretmemeyi, sanat yapmamayı, içimizden geçenleri içimizde tutmayı mı?

Güle Güle Özkan Uğur…

Sanatın bize nasıl iyi gelebileceğini hatırlattığın için, insanın özgünlüğünü nasıl tamamen hayata geçirebileceğini, enerjisini nasıl dünyaya yayıp dünya kadar insana dokunabileceğini, tüm bunları yaparken bir ekip olarak bırak bir arada kalmayı, her gün daha da kenetlenip değerlenen, hem herkesin kendi hem herkesin bir arada olduğu bir ekip olunabileceğini, bunların hepsi olurken bir de nasıl pozitif, dost canlısı, samimi bir insan olunabileceğini gösterdiğin için teşekkürler Özkan Uğur. 

Bunların hepsi bir kitapta salık verilse, “hı hı çok güzel ama hayat öyle bir yer değil, teoride çok tatlı, pratikte imkânsız” diye burun kıvırırız belki. Teoriyle değil, kanlı canlı, dolu dolu bir yaşanmışlıkla bize örnek olduğun için teşekkür ederiz. 

Hoşça kal çocukluğumdan kopup giden bir parça. O havalı küçük kız seni hiç unutmayacak.

In ın ın , ın ın ın , ın ın ı nıııın…

Kız anlıyor ki dünyalar ayrı

Ali’ye kibarca bir bye bye

Ali diyor hay hay

Gözü parlıyor aniden kızın

Şeytan tüyü var bu hınzırın

Ali anlıyor ki doğru yolda

Hazırım diyor buluşmaya

Kız diyor ki bu işler narin

Bugün olmaz Ali belki yarın

 

Not: İtalyanca çeviri destekleri için İtalyan Liseli arkadaşlarım Deniz ve Nil’e teşekkürlerimle. 

Instagram

Linkedin

Substack

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx